Türk Futbolunda Yabancı Sınırı

 

Bosman Kararı:

Bosman kuralları ya da Bosman kararları esasında 1995 tarihli bir Avrupa Adalet Divanı kararıdır. Söz konusu karar Avrupa futbolu için hatta futbolla sınırlı kalmayıp diğer profesyonel spor dallarıyla uğraşan sporcular için de adeta bir devrim niteliğindedir.

Futbolda liberal devrime öncülülük eden Jean-Marc Bosman, 90’lı yıllarda Belçika’nın Royal FC takımının sporcusuyken, sözleşmesi sona erdiğinde Belçika kulübü tarafından çok düşük bir ücret karşılığında sözleşme yenileme teklifi almıştır. O dönemde; FIFA ve UEFA talimatlarına göre, kulüp oyuncuya ödediği bonservis bedelinin %10’unu oyuncuya ödemek suretiyle, sözleşmeyi tek taraflı uzatabilme imkanına sahipti. Bosman’ın aldığı teklif günün asgari şartlarını sağlamakta ise de Bosman bu teklifi beğenmemiş, bunun üzerine Jean-Marc Bosman, sözleşme uzatmak istememiş ve kendisine yeni bir kulüp  arayışı içine girmiştir. Fransa’nın Dunkerque kulübü ile anlaşan Bosman dönemin FIFA ve UEFA kurallarına aykırı hareketlerinden dolayı kulüp tarafından kadro dışı bırakılmış, Fransız kulübü bu transferden vazgeçmiştir.

Avrupa Adalet Divanı’nın 15.12.1995 ve C-415/93 numaralı ‘Bosman kararı’olarak adlandırılan kararından önce transfer ve yabancı oyuncu kısıtlaması uygulamaları günümüzün adeta bir endüstri haline gelen futbolundan çok daha farklı uygulamalar içermekte idi. Sporcular, sözleşmeleri bitse dahi transfer olurken mevcut oynadığı kulüp ile transfer olacağı kulübün anlaşması ihtimalinde transferlerini gerçekleştirebiliyorlardı. Başka bir deyişle, kulüpler, sözleşmeleri biten oyuncuyu serbest bırakmak için ‘bonservis bedeli’ talep edebiliyorlardı. Yabancı sınırı uygulaması da günümüzden farklıydı.

Karardan sonra Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin vatandaşı olan sporcular, Avrupa Birliği sınırları içinde, yabancı oyuncu statüsünde olmadan forma giyme şansı bulmuşlardır.Avrupa Adalet Divanı, AB vatandaşı futbolcuların milliyetlerine dayalı herhangi bir kısıtlamanın (en fazla 5 yabancı oyuncu oynatma kuralı) milli takımlar dışında, yapılmasının yasadışı olduğuna karar vermiştir.

Bu kararla, sözleşmelerinin sona ermesiyle birlikte bonservis bedelsiz istedikleri kulübe trasnfer olma hakkı elde etmişlerdir. Avrupa Adalet Divanı, Avrupa Topluluğu vatandaşı futbolcuların sözleşmelerinin bitimi sonrasında bonservis bedeli talep edilmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığına karar vermiştir.

Bu gelişmeler doğrultusunda sporcular da ‘işçilerin serbest dolaşım ilkesi’ kapsamına alınmıştır.

Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi:

Tanımı:

-Profesyonel futbolcu sözleşmesinin ulusal ve uluslararası metinlerde tanımı yapılmamıştır. Doktrinde ise profesyonel futbolcu sözleşmesi; taraflarını kulüp ve futbolcunun oluşturduğu, adi yazılı şekle tabi, sürekli borç ilişkisi doğuran, belirli süreli ve rızai bir iş görme sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Bu sözleşmede futbolcu, sportif faaliyetlerini tescilli olduğu kulübe bağlı olarak yürütmeyi, kulüp ise futbolcunun söz konusu faaliyetlerin ifası amacıyla yaptığı masraflardan fazlasını kendisine ödemeyi üstlenmektedir.Anılan sözleşmenin azami süresi FIFA tüzüğü ve TFF Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transfleri Talimatında; on sekiz yaşın altındaki futbolcular için 3 yıl, on sekiz yaşın üstündeki futbolcular için ise 5 yıl olarak belirlenmiştir.

Hukuki Niteliği:

FIFA düzenlemeleri ve CAS(Spor Tahkim Mahkemesi) kodunda profesyonel futbolcu sözleşmesinin hukuki niteliği açıkça beyan edilmemekle birlikte gerek DRC(Uyuşmazlık Çözüm Kurulu) gerek CAS kararlarında istikrarlı biçimde bu sözleşmenin iş sözleşmesi(employment contract) niteliği taşıdığı vurgulanmaktadır.Nitekim İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararlarında da profesyonel futbolcu sözleşmesinin iş sözleşmesi olarak kabul edilmiş olması da bu tespiti doğrulamaktadır.

((İsviçre Borçlar Kanunu 319(1);”Bireysel iş sözleşmesi marifetiyle, işçi belirli veya belirli olmayan bir süre için işverenin emrinde çalışmayı, işveren ise işçiye, çalıştığı süreyi veya yerine getirdiği işleri esas alarak ödeme yapmayı üstlenir.”))Anılan kanun maddesinden de görüldüğü üzere İşviçre Hukukundaki iş sözleşmesi tanımı profesyonel futbolcu sözleşmesinin yukarda verilen unsurlarını karşılmaktadır.

Türk hukukunda, profesyonel futbolcu sözleşmelerini iş sözleşmesi ve hizmet sözleşmesi olarak tanımlayan hukukçular olsa da  büyük çoğunluk futbolcu sözleşmesinin hizmet sözleşmesi olduğunu ifade etmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu md. (8): İş sözleşmesi bir tarafın(işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.  

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md.393(1): Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

Her iki kanun maddesinde de profesyonel futbolcu sözleşmesinin tanımında yer alan unsurlara haiz olduğu anlaşılmaktadır.Ancak;

“4857 sayılı İş Kanunu” 4(1)(g)’de de ifade edildiği üzere İş Kanunu hükümleri sporcular yönünden uygulanmayacaktır ve bu grup istisna olarak sayılacaktır. Profesyonel futbolcu sözleşmesi her ne kadar FIFA ve DRC kararlarında iş sözleşmesi olarak sayılsa da Türk Hukukunda bu sözleşmeden doğan ihtilaflarda, TFF düzenlemelerinin yanında, TBK’nın hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin tamamlayıcı olarak uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Her ne kadar profesyonel futbolcu sözleşmesi hizmet sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi de;

7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu madde 5(1) a’da belirtildiği üzere, Türk Borçlar Kanununda düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakmakta İş Mahkemeleri yetkilidir. Yani profesyonel futbolcu sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, görevli mahkeme İş Mahkemesi iken, uygulanacak hükümler İş Kanunu hükümleri değil Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesi hükümleri olacaktır.

Çalışma Hakkı ve Yabancı Sınırı Arasındaki İlişki:

Çalışma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ekonomik ve sosyal haklar kategorisinde bulunmakta olup ayrı bir başlık olarak yer almamaktadır.

İsviçre Borçlar Hukuku’nda işverenin işçinin kişilik haklarını korumakla yükümlü tutulması (İBK md.328) sebebiyle doktrinde bazı yazarlarca-profesyonel sporcular, sanatçılar ve cerrahlar gibi- belirli kategorideki meslek grupları bakımından, işverenin işçisine iş vermeme veya aktif çalışma ortamı sağlamama gibi bir hakkının bulunmadığı ileri sürülmektedir. Bir diğer ifadeyle, bu tür meslek gruplarındaki işçileri farklı veya istihdam edildikleri alandan daha az cazip olan bir pozisyonda çalıştırma veya hiç çalıştırmama konusunda yetkisi bulunmamaktadır. Doktrinde, “etkin çalışma hakkı” veya uluslararası futbol hukuku özelinde “oynama hakkı” şeklinde ifade edilen bu prensip; işverenin, çalışmıyor olmaları müstakbel kariyer gelişmeleri bakımından engel teşkil edebilecek kişilere, ücret ödeme borcunun yanında aktif ve verimli bir aktif ve verimli bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğünü ortaya koymaktadır. İşverenin bahse konu yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi, gerek CAS kararlarında gerekse İsviçre içtihadında sözleşmenin haklı nedenle fesih sebebi olarak değerlendirilmektedir.

 

Gerek CAS’ın 2006 yılında verdiği “Materazzi” kararı gerekse İsviçre Federal Mahkemesi’nin 28.04.2011 tarihli “Barrea” kararı göstermektedir ki, işveren hiçbir şekilde işçiye, iş vermeme veya aktif çalışma ortamı sağlamama gibi olumsuz davranışlarda bulunamaz. İşverenin böyle bir davranışta bulunması halinde, sporcu, sözleşmeyi tek taraflı feshetme hakkına sahiptir

 

Bütün bu açıklamalar doğrultusunda TFF her ne kadar profesyonel futbolcuların işvereni konumunda bulunmasa dahi, işverenin “uygun ortamı sağlamama, sporcunun etkin çalışma hakkını elinden alma, oynama hakkını elinden alma” imkanı olmadığı için TFF’nin de ‘yabancı sınırlaması’ getirerek sporcuların işvereni olan kulüpleri kadrolarında bulundurdukları her yabancı uyruklu futbolcuyu oynatamamaları, etkin kullanamamaları suretiyle AİHS sözleşmesiyle koruma altına alınan kişinin çalışma hakkını elinden almasını hukuk sistemi de korumamalıdır. Avrupa Adalet Divanı’nın Bosman kararında (“AB vatandaşı futbolcuların milliyetlerine dayalı herhangi bir kısıtlamanın (en fazla 5 yabancı oyuncu oynatma kuralı) milli takımlar dışında, yapılmasının yasadışıdır.”) , Spor Tahkim Mahkemesi’nin Materazzi, Barea, Salkic gibi sporcuların etkin çalışma hakkının ellerinden alınamayacağına, alınsa dahi bunun hak ihlali oluşturacağına ve işverenin bu ihlal neticesinde tazminata mahkm edileceğine dair kararları da incelendiğinde, Türkiye Futbol Federasyonu’nun böyle bir kısıtlama getirerek kulüpleri hak ihlali yapmaya zorladığı aşikardır.

İşin hukuki boyutunun yanında uygulanmakta olan yabancı sınırlaması profesyonel futbolcunun çalışma hakkına engel teşkil etmekte, hukuki tazmin sorumluluğu doğurmakta ve sporun rekabetçi ruhuna aykırı bir durum oluşturmaktadır.

Stj.Av.Furkan Atmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir