Kaybolan Eşyalarınızdan Müessesemiz Sorumlu Değildir

               Günlük hayatımızda; alışveriş merkezlerinde ve mağazalardaki soyunma kabinlerinde: ‘’Mağazamız çalınan eşyadan sorumluluk kabul etmemektedir. ‘’Kaybolan eşyalarınızdan müessesemiz sorumlu değildir.’’ şeklinde yazılı ikazları hemen hemen her yerde görmek mümkün. Peki ya müessese bu eşyaların kaybından doğan zarardan sorumlu mudur? Bu yazı hukuken hangi ölçüde geçerlidir? Müşteriler çalınan eşyalarından doğan zararı mağaza sahiplerinden talep edebilecekler midir? Mağaza sahipleri güvenli bir alışveriş ortamı sağlama yükümlülüklerinden işte bu cümleyle üzerlerinden atmaya çalışmaktadırlar. Lakin bu yazının hukuki anlamda hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır. Kişilerin kendi kusuru olmaksızın meydana gelen hırsızlık ve kayıp olaylarında müşterinin tazminat hakkı gündeme gelecektir.

             Alışveriş merkezleri, niteliği gereği güvenlik önlemlerinin en yüksek derecede alınması gereken yerlerden biridir. Gerek x-ray cihazları, gerek güvenlik dedektörleri, ve gelişmiş kamera sistemleri alışveriş merkezlerinin güvenlik mekanizmasının ne kadar güçlü olduğunu bize göstermektedir. Buna binayen müşteriler huzur ve güven içinde alışveriş yapacakları düşüncesine kapılarak gelmektedirler. Bundan dolayı alışveriş merkezi içindeki mağazalarda müşterilerin çalınan ve kaybolan eşyalarından sorumluluk oluşmaktadır. Peki ya bu sorumluluğun sınırı nedir? Tabii ki bu sorumluluk, müşterin kendi kusurunun olmadığı ölçüdedir. Müşteri de kusuru oranında sorumludur. Mağazaların bu sorumluluğu, temeli Tüketiciyi Koruma Kanunu’na dayanan bir hizmet sorumluluğudur. Bu hizmet sorumluluğunun içinde müşterilerin mal güvenliğinin korunması da yer almaktadır.

Tüketiciler Bu Durumun Bilincinde Mi?

            Maalesef ki pek çok müşteri bu yazının hukuki geçerliliğinin olduğunu düşünerek çeşitli zararlara uğrayıp sessiz kalmaktadırlar. Bu tür hak kayıpları müşterileri çaresiz bırakmakta ve maddi ve manevi zararlara yol açmaktadır. Durum böyle olunca, bunun farkında olan mağaza sahipleri ve mağaza yönetimleri bu konuda hiçbir tedbir almayarak müşterilerini adeta kaderiyle baş baş bırakmaktadırlar. Fakat bu durumun perde arkasına baktığımızda aslında olayın hiç bu şekilde işlemediğini görüyoruz. Gelin bu durumu bir de Yargıtay kararları ışığında inceleyelim.

            Bu silsileye ket vurmak isteyen bir müşteri, mağazanın soyunma kabininde çantası çalınınca mağaza sahibine karşı Tüketici Mahkemesinde dava açtı. Bilirkişinin; davacı müşterinin somut olayda maddi zararının meydana geldiğine ve bu zarardan mağazanın sorumlu tutulması gerektiğine karar vermesiyle yerel mahkeme, mağazaya gelen müşterilerin huzur ve güven ortamında alışveriş yapmalarını sağlamanın mağazaya yani davalıya ait bir görev olduğu, bilakis davacı müşterinin de kıymetli eşyalarını soyunma kabininde bırakmasından dolayı kusurlu olduğu kararına vererek, mağazayı oluşan zarardan sorumlu tuttu ve davacı müşterinin tazminat talebinin yarısını kabul ederek mağaza sahibinin davacı müşteriye yasal faiziyle beraber tazminat ödemesine hükmetti. Mağazanın sorumlu tutulmasında, mağazada kamera sisteminin bulunmaması dolayısıyla gerekli önlemlerin bulunmaması rol oynadı.

Çalınan Eşyalardan Müessesemiz Sorumlu Değildir İbaresinin Hukuki Geçerliliği

          Söz konusu olayda davalı mağazanın avukatı mahkemenin bu kararını Yargıtay’a taşıdı. Bunun sonucunda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi yerel mahkemenin kararını yerinde buldu ve onadı. Yargıtay’ın verdiği bu karar buna benzer yaşanacak olaylar için emsal karar görevi görecek dolayısıyla mağaza yönetimleri için süregelen bu sorumsuzluk hali sona erecek. Mağaza yönetimleri eskiden yaptıkları gibi bir yazı asarak sorumluluktan kurtulamayacak. Kusurları kadar sorumlu tutulabilecekler. Böylece müşteri, asgari özen yükümlülüğünü göstermediğinde yani içinde değerli eşyaları olan çantasını korumadığında kusuru oranında sorumlu tutmak da mümkün olacaktır. Kişinin kendi kusuruyla sorumlu olduğu zarar, hukukun genel ilkeleriyle bağdaştırılması gerekir.

           Türkiye’de alışveriş merkezlerinde, mağazalarda ve marketlerde değerli eşyaların korunması için anonslar yapılmaktadır. Müşteriler, alışveriş arabalarının içine kontrolsüz bir şekilde değerli eşyalarını bırakırlarsa özen yükümlülüğünü ihmal etmiş olurlar. İş yerlerinin öncelikle kişilerin kişisel eşyalarını korumada kendilerinden beklenen özeni gösterdiklerini kanıtlamaları gerektiği ve daha sonra da tarafların olayda kusur ve sorumluluklarının incelenmesi gerektiği belirtilen bir diğer kararda; maddi tazminat talebi açısından tarafların müterafik kusur oranlarının tespiti hakkında inceleme yapılarak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektireceğine dair karar verildi. Bu kararın kesinleşmesinden sonra bütün büyük mağazalarda meydana gelebilecek hırsızlık olaylarında mağazaların sorumluluğu gündeme gelebilecek aynı zamanda bu karar da emsal karar niteliği teşkil edecektir. Yüksek Mahkeme’nin bir diğer gerekçeli kararında ise sıradan bir iş yeri olmayan davalı şirkete ait mağazanın, gelen müşterinin mallarının muhafazasını ve özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını asgari özen yükümlülüğüyle korumak zorunda bulunduğundan bahsedilmiştir.

            Yargıtay 13. Hukuk Dairesi daha önce mağaza sahipleri için verdiği kararı alışveriş merkezleri için de tekrarladı. Böylece tüketicilere bu konuda da güvence sağlandı.  Günlük hayatta böyle bir durumla karşılaşan kişi, öncelikle mağaza görevlisini durumdan haberdar ederek eğer mümkünse tutanak tutturmalıdır. Müesseseden zararın karşılanması talep edilmelidir. Şayet müessese bu zararı karşılamayı kabul etmez ve karşı çıkarsa Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurulabilir. Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurularak zararın tazmin edilmesi istenebilir.

           Her ne kadar emsal kararlar ışık tutsa dahi böyle bir durumla karşılaşan kişi mutlaka profosyonel bir yardım almalıdır. Bildiğimiz üzere hukuk çok geniş bir alandır. Olaylar birbirlerine çok benzese dahi ufacık bir fark, belki dikkatimizi çekmeyen küçük bir detay davanın seyrini değiştirebilmektedir. İşte tam da bu yüzden; doğru bir yol izleyebilmek ve daha sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için kişi ve olaylar spesifik bir şekilde ele alınmalıdır.

ALEYNA ÇATTIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir